Kategoriler
Psikoloji Psikoterapi

Ya Başıma Gelirse?

Yaşadığımız dünya her geçen gün bizi yeniliklerle karşılıyor. Bu yenilikler kimi zaman teknolojik gelişmeler olurken kimi zaman tedavisi bulunamayan öldürücü hastalıklar olabiliyor.  Bireyler bu yeniliklerin tadını çıkarırken aynı zamanda çıkan bu hastalıklara karşı da yoğun kaygı geliştirebilirler. Özellikle de en kötüsünün gerçekleşmesinden bile çok can sıkan belirsizlik anları bireylerin tüm düşünce faaliyetlerine bir salgın gibi yayılabilir. Kişiler, kafasında kurduğu senaryolar ile başına kötü bir şey geleceği korkusuyla yoğun kaygı yaşayabilirler. Bu takıntılı düşüncelere geliştirilen birçok davranış olabiliyor. Kimi insanlar hijyene takıntı geliştirirken, kimi insanlar sürekli doktor kontrolüne gidebilir. Kimi insanlar ise işlerine gitmekte güçlük çekebilir hatta evlerinden dışarı çıkmayı bile reddedebilir. Evham yapıp olayları büyüttüğünün farkına varsalar da düşünmeyi engelleyemezler ve böylece çıkmaza girerler.

Ortaya çıkan bu kaygılar doğrudan hastalıklar ile ilgili midir?

Yoksa bireylerin farkında olmadıkları başka problemlerinin yansıması mıdır?

 

Bireylerin bedensel olarak aşırı duyarlılığın veya bireylerin düşüncelerinin takıntı derecesine ulaşmasının sebepleri konusunda birçok görüş bulunmaktadır. Bu görüşler, çocuklukta yetiştirilme tarzından bastırılmış olumsuz yaşantılara kadar değişik sebepleri olacağını bildirmiştir. Bireylerin yaşı, cinsiyeti, bulunduğu kültürel ortamı ve sosyokültürel gelişimleri hatta özsaygıları bile bu kaygı oranına etki etmektedir.

 

Kaygıların tetiklenmesinde rol oynayan faktörler nelerdir? Bireyler nasıl çözüme ulaşabilir?

 

Anksiyete bozukluğu ile ilişkilendirilebilen bu durumun en yaygını da ciddi hastalıklara yakalanma korkusudur. Bu sorunu yaşayanlar, internette çeşitli platformlarda karşısına çıkan dehşet verici hastalıklar ile kendi şikayetlerini ilişkilendirir ve hatta takıntıya dönüştürebilir. Devamlı doktora gidip ciddi bir teşhis konmasını bekler ve kendi şüphelerinin onaylanacağı endişesi yaşar. Bu endişe genellikle bir başkasının hasta olduğunu duyduğunda veya sağlıkla ilgili yazılar okuduğunda kişiyi tetikler. Belirli bir aşamadan sonra ise fizyolojik sebebi olmaksızın tekrarlanan bedensel yakınmalar ortaya çıkar. Günlük hayatı dahi etkileyip rahatsız edici bir düzeye ulaşabilen bu gibi durumlarda esasında depresyon ve anksiyete belirtilerini yaşayan kişi, çektiği bedensel ağrılara tıbbi bir gerekçe bulana dek doktora başvurur ve yalnızca fiziksel gerekçeler arandığı için doğru teşhis konulması zorlaşır, böylelikle gereken esas tedaviyi yani psikolojik terapiyi almakta gecikerek kişinin kendini bir çıkmaza sürüklemesi işten bile değildir.

Yoğun yaşanan bu gibi psikolojik sorunların bedene yansıması sonucu psikolojik terapiye başvurulmadığından kişinin yakınmalarının kesilmemesi ve tekrarlaması söz konusudur. Unutmamak gerekir ki algı yanılgının kaynağıdır; algılayış ve düşünce tarzımız bizleri birtakım sanrıların ve hatta saplantı ve takıntıların içine çeker. Hayatı akışına bırakmak ve öz algımızı değiştirip ona yön vermek için yardım istemekten çekinmemeli, sıkıntılarımızı maskelemekten vazgeçmeliyiz.

Psikolog Reyhan FEDA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir